İnsan Doğası, Zihin, Korkular ve Düşünceler

Düşüncelerimiz, zihnimiz tarafından oluşturulan ve sinir sistemimiz tarafından kabul edilip eyleme geçirilen davranış, tepki ve reaksiyonların tetikleyicileridir.

Düşüncenin özü belli bir frekans bandında oluşan titreşimsel ve elektriksel bir akımdır ve sinir sistemimiz de bu akımla devir daim olur. Her titreşim, sinir sistemi tarafından filtre edilerek yorumlanır ve değerlendirilir.

Bu değerlendirmeye karşılık ‘duygular’ olarak adlandırdığımız bir frekans ortaya çıkar. Düşünce olarak doğan titreşimsel akım duygulara dönüşür ve sonrasında eylem ve davranışlar ortaya çıkar.

Düşünceler ise bugüne kadar öğrendiğimiz, inandığımız, kabul veya reddettiğimiz her türlü bilgiyi ihtiva eder. İçinde bulunduğumuz toplumun öğretileri, gelenek ve görenekleri, hayatı değerlendirme biçimi, sosyal bakış açısı, çocukluk zamanlarımızda zihnimizin henüz sorgulama mekanizması devreye girmeden önce bilinç altımıza kodlanarak kayıtlanır.

Bu bilgiler ileriki zamanlarda doğru olarak kabul edilip, eylem dünyamıza ve özel hayatımıza karışarak yerlerini alırlar.

Araba kullanırken belli bir süre sonra vites değiştirme, hız ayarlama, aynalara aynı anda hızlıca bakma gibi birçok otomatik özelliğin kendiliğinden geliştiğini görebiliriz.

Bedenimiz belli bir alışkanlığı, öğretiyi ve bilgiyi alıp sorgulamadan kabul ettiğinde alınan bilgi, bilinçaltında kabul edilir ve düşünce dünyamıza doğar.

Düşüncelerimiz bizlerin zihnine dünyaya geldiğimiz ilk anlarda kodlanan bilgilerin kombinasyonları olarak geri yansımasıdır. Bu düşünceler ise duygusal durumumuzu, hormonal ve kimyasal yapımızı, doku organ ve kaslarımızı etkileyebilir düzeyde güçlüdürler.

Çünkü tüm düşünceler ve beden sinir sistemimiz organize olarak bütün bir resmi oluştururlar. Düşüncelerimize göre oluşan duygular tüm varlığımızı, ruhumuzu, bilincimizi ve hayatımızı kontrol altına alırlar.

Bir anlamda bizler özgür olduğumuzu düşünsek bile alt planda bilinçaltımızın bizi yönlendirdiğinin farkına bile varmayız. Üstelik çocukluktan gelen ve işlenen ve bu şekilde kodlanan hayata bakış açımız bizlere derinden işlemiş programlar olduğundan onları sorgulamak aklımıza bile gelmez.

Beden sinir sistemimiz duygularımıza odaklı titreşimini sürekli değiştirirken orijinal düzeninden ayrılır. Kendi kendimize savaş verdiğimizin farkına varmadan gerçeğin önüne çekilen perdeye yansıyan bilinçaltı kayıtlarımızın oluşturduğu dünyayı sahipleniriz.

Hipnoz edilen insanların olanı olduğu gibi değil olması istenilen gibi algıladığını ve beden metabolizmasının değiştiğini hepimiz biliriz. Derin dondurucuda rehin kalan bir insanın dondurucunun çalışmadığı halde donarak öldüğü haberlerini duymuş olabiliriz.

Bunun yanı sıra hipnoz altındaki bir insanın buz parçasını ateş olarak algılayıp teninde yanık izleri oluştuğunu da biliyoruz.

Bedenimiz düşüncelerimize cevap verir. Kimyasal dengesini düşüncelerimize göre kurar ve devam ettirir. Bizlere işlenen en derin hasar verici düşünceler ise korku duygusunu tetikleyen ve bir insanın hayatını her seviyede yıkmaya yeten düşüncelerdir.

Bu düşünce kalıpları bizlerin hayatını gizlice yönetirken sinir sistemimiz bizler uykudayken bile sempatik sinir sistemi ismi verilen sistemimizin aktive olduğunun ve hiçbir zaman dinlenmediğinin farkına varamayız.

Parasempatik sistem olarak bilinen “DİNLEN VE SİNDİR” komutunu bedende aktif eden diğer beden beslenme sistemi devreye ya hiç girmez ya da bazen girer.

Bunun sonucunda beden sinir sistemi hasar görmeye başlar buna doğru oranla düşünce dünyamız kaotik bir hal alır. Düşünceler sinir sistemine tekrar panik alarmı verir. Bu durum katlanarak bedeni ve bilinci kaosa sürükler.

Bağışıklık sistemimiz çöker ve beden her türlü saldırıya açık hale gelir. Basit bir hastalık bile bizlerin hayatını kökünden etkilemeye neden olabilir.

Bu yüzden hastalıklar yoktur. Hasta vardır ve hastanın anlamı karışmış ve işlenemeyen bilgi anlamına gelir. Bu karışmış bilginin aslı ise titreşimlerden oluşur.

Bilincimiz ve bedenimiz tek bir yapıda olduğundan, varlığımızın evrenle ve dünya ile olan bilgi alışverişi kesilmiş veya iletişim kapasitesi düşmüştür. Bu bizim sağlıklı olarak evrenle bağlantımız olmadığı ve varlığımızın, ruhumuzun beslenemediği anlamına gelir.

Uygulamalar

Videolar

2019-02-28T14:35:17+03:00